|
Dünya, yeni
teknolojilerle gittikçe küçülüyor, is alanlari sürekli degisiyor,
bugün popüler ve cazip olan bir is yarin önemini kaybediyor, hattâ
silinip yok oluyor; onun yerine yepyeni is alanlari açiliyor.
Kurumlarini bu degisimin gerisinde birakmayan, hattâ degisimin
öncülügünü yapan insanlar, sermaye ve fizikî kaynaklardan daha çok
önem kazaniyor.
Diger yandan, refah seviyesi yükselen insanin fizyolojik isteklerinden
ziyade, sosyal istekleri daha ön plâna çikiyor, yaptigi isten doyum
almak ve kendini ispatlamak istiyor. Ayrica, bir tarafta yiginla
potansiyel insan kesfedilmeyi beklerken, öte yanda kurumlar insan
sikintisi çekiyor. O hâlde, bu kabiliyetler nasil kesfedilecek, en
uygun sekilde nasil degerlendirilecek, hem kendi hem
de çalistiklari
kurumlarin idealleri nasil gerçeklesecek?
Isletme, sirket, kamu kurumu, sivil kurum gibi organizasyonlarin belli
bir gaye ve hedefi vardir. Bu organizasyonlarin varliginin devami ve
gayelerini gerçeklestirebilmeleri, bünyelerinde barindirdiklari insan
tipi, insan sayisi, isin niteligine uygun insan seçimi ve istihdamiyla
çok yakindan ilgilidir.
19. yüzyila kadar insanlarin ve toplumlarin esas serveti toprak iken
19. ve 20. yüzyilda sermaye ve fabrikalar olmustur. Bundan dolayi da
insana gereken önem verilmemis ve insanla ilgili çalismalar sadece
onlarla ilgili basit bir kayit tutmadan ibaret olmustur. Bugün ise
organizasyonun hedefi dogrultusunda insan kaynaklarinin en verimli
sekilde kullanilmasina, ihtiyaçlarinin karsilanmasina ve meslekî
bakimdan sürekli gelistirilmesine çalisilmaktadir.
Diger bir ifadeyle, isletme veya kurumlara eleman alimi, onlarin egitimi,
çalisma randimanlarinin artirilmasi, kariyerlerinin yükseltilmesi,
ücretlerinin ayarlanmasi, isçi-isveren iliskilerinin düzenlenmesi, is
ortaminin iyilestirilmesi ve çalisanlarin sagligi gibi insanla ilgili
çalismalarin bir bütünlük içinde ele alinmasi gerektigi kabul
edilmektedir. Aksi takdirde kurumlar gayelerini
gerçeklestiremeyecektir.
|